basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
basketbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2013

Neden Eleştiremiyoruz?



Ülkemizde bir laf kalıbı var. “Tabi ki eleştiri olacak, ben eleştiriye her zaman açığım, ama eleştiri yapıcı olacak.” Bu ülkede yaşıyorsanız yüzlerce kez bu söyleme maruz kalıyorsunuz demektir.  Peki, hiç şunu duydunuz mu? Bu eleştiri gerçekten çok yerinde, “yapıcı”, bu eleştiriyi ciddiye alacağım! Ben duymadım, duyduysanız şanslısınız. 

Dün, Bogdan Tanjevic’in istifasının açıklanacağı basın toplantısı 2 saat sürdü. Toplantının belli bölümlerinde TBF Başkanı Turgay Demirel, A Milli Takım Menajeri Harun Erdenay ve Milli Takım kaptanı Hidayet Türkoğlu, öncelikle İbrahim Kutluay’a gönderme yaparak, “yapıcı olmayan” eleştirileri şikayet ettiler. 

Bu edilen şikayet ülkemizin bir hastalığı. Başarısızlığı net olanın sığındığı bir kapı.

İbrahim Kutluay eleştiri yapıyorsa işinin gereği yapıyor. Eğer bizim gördüğümüz yanlışları bize anlatmazsa işini kötü yapmış olan bir yorumcu olur. Asıl görevi olmasa bile, Hido’nun vurgu yaptığı “milli takım kaptanı” sıfatı yüzünden, yine eleştiri yapma hakkı vardır. Ne bekleniyordu? Takım çok iyiydi, attık ama girmedi, şanssızdık denmesini mi? Eleştiri yapanların ne söylenmesi isteniyor?

Üstelik bir de durum öyle bir noktaya geliyor ki, eleştiriler karşısında başarılı kariyerler anlatılıyor. Konu o sporcunun kariyeri yada takımın tarihi değil ki. 

Samimiyetle (Tanjevic’in dünkü toplantıda yapmaya çalıştığı gibi) hataların konuşulması neden kötü olsun? Neden o şapkayı önlerine koymazlar? 

Milli takım forması o, tabi ki çağrıldığınızda düşünmeden (maddi-manevi) geleceksiniz. Bunu defalarca dile getirmenin ne anlamı var? 

Çağırılıp da gelmeyeni rahat rahat konuştuğunuz gibi hak ettiği halde takımda olmayanların da konuşsanız… 

09 Eylül 2013

MOLA



Bir basketbol takımını anlamak için mola anlarına bakabilirsiniz. 

Koça inanmış, güvenmiş takımlarda molalarda konuşan bir otoriteyi görürsünüz. Koçu anlamaya çalışan, söylediği cümleyi bırakın kelimelere odaklanmış basketbolcuları görürsünüz. O takımın molasında koç konuşur, yardımcı antrenörler koçu izler, bir şeyler öğrenmeye çalışır, koçun görmediği önemli bir unsur varsa uyarır, bunu oyuncularda yapabilir. Takım olmak böyle bir durumdur ve takım görüntüyü bir araya gelindiğinde verir. 

Birde koça güveni kalmamış bir takım molasına bakın. Oyuncular gökyüzüne bakar, birbirleri ile konuşur, sularını içerler ve koç bir şeyler diyorsa arada sırada kafa sallarlar, dinliyormuşçasına. Mola bitiş kornasını duyduklarında koç konuşuyor olsa dahi yerlerinden kalkıp, başka noktalara bakarak sahaya girerler. 

Bugün amatör bir takıma gidin, daha ilk maçta, molalarda, oyun ve pozisyon anlatmak yerine “hadi aslanlarım” diyen antrenör görürseniz bilin ki, ilk maçın sonunda o oyuncular yöneticilere bu durumu aslan oldukları halde şikayet edeceklerdir. Bunun en başta ki nedeni bu durum karşısında maddi bir çıkarlarının olmamasıdır, yanlış olanı gözlemledikleri için bunu düzeltme istekleridir. Basketbolda en önemli unsurlardan biri konuşmaktır, doğru iletişimdir. 

Ben A Milli Basketbol takımımıza baktığımda konuşmayan bir takım görüyorum. Yüzlerinde mutsuzluk ifadesi, bazılarında milli formanın ağırlığı ile bireysel mücadele isteği… Ama ağızlar kapalı. Basketbolda saha içinde konuşmak “yardım” anlamına gelir. Ne saha içinde konuşuyorlar, ne molada koç konuşuyor. İletişim yok, koça inanç yok. Oyun tahtası olmayınca gözler apayrı yerlerde. Yeryüzünde board kullanmayan tek antrenör kaldı, Bogdan Tanjevic. 

Durum bu iken, o takımın adı da milli takımken, oyuncularımızın da amatör ruhlarına biran için bile olsa dönmeleri gerekmez mi? Yanlış düzenler, yanlış pozisyonda oynamalar… Bunların hepsi kendilerine de zarar veriyorken, neden konuşmazlar?

13 Temmuz 2013

YEDEK BAŞ ANTRENÖR

23 Şubat 1947 doğumlu.
Basketbol antrenörü.
Karadağ, İtalya, Bosna Hersek ve Türkiye vatandaşlığı var.
Bosna Sarajevo takımı ile 2, Buducnost takımı ile 1 Yugoslav Ligi şampiyonluğu, Olimpia Milano takımı ile İtalya Lig Şampiyonluğu, Asvel takımı ile Fransa Lig şampiyonluğu ve Fenerbahçe Ülker takımı ile 2 Türkiye Ligi şampiyonluğu,
Bosna Sarajevo takımı ile Euroleuge şampiyonluğu var.
İtalya Milli takımı ile Avrupa Şampiyonluğu, Yugoslavya Milli Takımı ile Avrupa ikinciliği ve Türkiye Milli Takımı ile Dünya 2'nciliği var.
42 yıldır üst seviyede basketbol antrenörlüğü yapıyor.
Kariyerinin son 9 yılının büyük bir bölümünde Türkiye'de.
2004 yılında Türk Milli takımının başında geldi.
Hedef 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası denildi.
Onunla birlikte hedefe giderken Türkiye A Milli Basketbol Takımı,
2005 Avrupa Şampiyonasında 12'nci,
2006 yılında Wiild Card alınarak gidilen Dünya Şampiyonasında 6'ncı,
2007 Avrupa Şampiyonasında 12'nci,
2009 yılında Avrupa 8'ncisi oldu.
2008 yılında olimpiyatlara gitme hakkı elde edilemedi.
Hedefimiz olan 2010 yılı geldi.
Turnuva öncesinde Kolon kanseri olduğu açıklandı.
Kemoterapi tedavisini erteleyerek Türk Milli takımın başında sahaya çıktı.
Tedavisini yarıda kesmesinin nedeni olarakta "sadece basketbol değil bu, geldiğimden günden beri 2010 hedefi vardı, yarıda bırakamam, bu bayrak meselesi" dedi. Takım Amerika'nın ardından dünya 2'ncisi oldu.
Gurur duyduk.
Sonrasında tedavisini bitirdi. Milli takım görevinden ayrıldı.
Roma takımı ile anlaştı. Ayrıldı.
Sonra tekrar Türk Milli takımın başına geldi, ayrıldı, sonra yine geldi. Geçici bir süre dendi.
2013 Temmuz ayı başında, TBF başkanı tarafından, Tanjevic'in Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında tekrar A Milli Basketbol takımının başında olacağı açıklandı.
TBF başkanı açıklamasında birkaç antrenör ismi verdi, o antrenörlerle yaptıkları transfer görüşmelerini, neden anlaşamadıklarını ve federasyon olarak diğer antrenör değerlendirilmelerini anlattı.
Açık açık antrenör arayışları anlatıldı.
İstedikleri seviyede antrenör bulunamadı!
Tanjevic göreve geldi. 
Tanjevic geçici olmayan bir şekilde bugün görevde.
Birkaç yıldır yedek baş antrenör olmayı kabul ediyor. 
42 yıllık üst seviye antrenörlüğüne bugün böyle devam ediyor.
Bu onun tercihi.
Bizim de bakış açımız.


http://www.basketbolig.com/taylan-dundar-yaziyor.html?haber_id=9983 

21 Aralık 2012

İ.T.Ü.

Gözlerimi dört açarak hayranlıkla izlediğim Harun Erdenay, kendisini her gördüğümde korkudan titrediğim ve bu korkunun nedenini hala bilemediğim Kemal Erdenay, salona her girdiğinde saygımı belli edebilmek için gözlerimi üzerinden ayırmadığım Necati Güler, çocuk kafamla boylarını anlamaya çalıştığım Zeki Tosun, Zülfü Koşut, gözüne girebilirsem adam olacağımı düşündüğüm Cihansever Yeşildağ... İ.T.Ü. Gümüşsuyu spor salonunda spora yeni başlamış 9 - 10 yaşlarındaki bir çocuğun 80'li yılların ikinci yarısında ilk hatırladıkları bunlar.

O çocuk büyüdükçe, kişiliğine, antrenörleri Mori Marcel, Murat Polat, Yücel Platin, Fazıl Keseratar, Gürkan Zeroğlu şekil verdi. Onlar farkında olmasa da ağızlarından çıkan her kelimeyi hafızasına kazımaya çalıştı, model aldı. Parkenin mazot kokusunu çok sevdi, Raşit Ağabey'in kaşarlı tostları ile beslendi, büyüdü. Büyüdükçe ise önemli bir spor kültürünün parçası olduğunu hissetti. Dostluğu, fedakârlığı, takım çalışmasını, centilmenliği ve en önemlisi saygının ne demek olduğunu öğrendi, uyguladı, uyguluyor. 

Yukarıda yazan gerçekler, sadece benim için, İ.T.Ü. Spor Kulübü'nün hayatımda ki öneminin kısa bir özetidir.
İyi bir spor kulübü olmak, sadece şampiyonluklar elde etmek için çalışmak ve çok para harcamak olmamalı. Basketbolcu olamasalarda, orada iyi bir insan olmayı öğrenmeli çocuklar. Benim bildiğim İ.T.Ü. bu işi en iyi yapan spor kulüplerinden biriydi. Ne zaman ki basketbol, basketbol sevgisi ile değil, ticari zihniyetle yönetilmeye başlandı, işte o gün İ.T.Ü. ve benzer basketbol ekolleri için kötüye gidiş başladı. Parası olmayanla olanlar arasındaki fark belirleyici olmaya başladı. Darüşşafaka, Karşıyaka, İ.T.Ü. gibi basketbol ekollerinin "para" ile aralarında oluşan farkı oyuncu yetiştirerek ya da sponsor bularak kapatmaları gerekirdi, öyle de yapmaya çalıştılar.  Ama İ.T.Ü.'de hep ters giden bir şeyler oldu. 

Defalarca büyük saygıyla izlediğimiz girişimler olsa da maalesef eski parlak günlere bir türlü dönemedi İ.T.Ü.

Her şeye rağmen, İ.T.Ü efsaneleri ile hala basketbol camiasının sembollerindendir. Umarım bir gün tekrar hak ettiği yerlere gelir ve bizleri gururlandırır. 

Son söz: Bombalasi bombalasi bom bom bom. Teknik! Teknik! zıp zıp zıp...

Koşu Kanunu

Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır. O ceylan, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa ölecektir. Afrika'da ...