Alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2008

RAKI MASASI ADABI ( AYDIN BOYSAN)


'Rakıyı güneş battıktan sonra, yavaş yavaş ve muhabbet eşliğinde içmeli.
Rakıdan küçük küçük yudumlar alınır.
Bülent Ersoy öyle içiyor diye bir dikişte bir duble rakıyı içmek makbul değildir.
Buz gibi şişeden bardağa çevire çevire dökülür ve o nefis kokunun daha fazla yayılması sağlanır.
Bardağa konulan rakının yarısı kadar su konması makbuldür.
İlk yudumu aldıktan sonra ağızda bekletip, dişlerin arasından derin bir nefes alınır ki akciğerler de nasibini alsın.

Masada yaşça en büyük kişi rakı kadehini tokuşturmak için kaldırmadan rakı kadehleri masadan kalkmaz.
Rakı sofrasında planlı, programlı ciddi işler konuşulmaz.
Geyik muhabbeti yapılır, memleket kurtarılır, anılar tazelenir, dedikodu yapılır.
Sigara küllüğüne zeytin çekirdeği, sıkılmış limon kabuğu konmaz.
İçilen kahve fincanında, tabağında sigara söndürülmez.
Rakı kadehine önce rakı, sonra su, daha sonra da (konmasa daha iyi olur ama) buz konur.
Bu sırayı bozarsanız, anason kadehin üzerine çıkar, rakının hem tadı hem keyfi kaçar...
Rakıya buz koymak neden yanlıştır;
Buz rakının içindeki suyla alkolü aynı oranda etkilemediği için daha seyrek olan alkol üste çıkar.
İdeal karışım bozulmuş olur.
En uygunu rakıya soğuk su koymaktır.

İçmeye başlamadan önce aperatif bir şeyler yenmelidir.
Favori zeytinyağlılardı r.
Zeytinyağı, mide dolmaya başladıkça üste çıkarak, alkolün genzinize doğru gelmesini engeller.
Rakı sofrasında kadeh yalnızca bir defa tokuşturulur.
Hadi bakalım hoş geldiniz vs. falan diye.

Bundan sonra kadeh tokuşturulmaz sadece kaldırılır.
Masaya yeni birisi eklendiğinde ise tekrar kadeh tokuşturulabilir.
Rakı şalgam suyuyla içilmez!
Mezesiz de rakı içilmez.
Ben akşamcıyım, öyle bir kadehlik keyfim var diyorsanız gidin bira filan için.
Şişe numarasının önemi yoktur.
Zira ilk damıtılan rakı, 01 numaraya denk gelmez.

Rakı masasına avuç içiyle ya da yumrukla vurulmaz.
Bağıra çağıra, böğüre öğüre konuşulmaz...
Sakin olmak, efendi takılmak gerekir...

Önce kendine gel, sonra meyhaneye,
Kalender ol da gir kalenderhaneye,
Bu yol kendini yenmişlerin yoludur,
Çiğsen başka bir yere git eğlenmeye...

Rakı bardağı boş beklemez...
Evet masadan kalkarken bile dibinde biraz bırakılır.
Usul, adap bilen en genç kişinin saki(*farsça; kadeh sunan) olması adettendir,
büyüklere (ki büyüklük kavramı orada anlam bulur) sakilik yaptırılmaz...
Ev sahibi olsa bile.

Şişede kalan son rakı damlasına kadar eşit paylaştırılır,
daha da içmek isteniyorsa bu paylaştırma ritüeline girilmeden yenisi sipariş edilir.

Rakı sizi ne zaman sarhoş edeceğini zamanında söyleyen bir içkidir,
bunu fark ettiğiniz zaman yanınızdakilere söylemeli, ya da izin isteyip kalkıp gitmelisiniz,
ama eğer sizin kalkmanız masayı dağıtacaksa ölseniz bile orayı terk etmeyin.
Çünkü rakı masasından tuvalete gitmek için bile zar zor kalkılır, hoş karşılanmaz...

Rakı masasında bira, şarap gibi başka alkollü içecekler (masada kibar hanımefendiler olsa dahi) olmaz.
Her nevi ızgara balık (lüfer, çupra, levrek, istrongilos) uğurlu yemeği,
hususi nihavent ve rast makamından sanat musikisi eserleri uğurlu nağmesi,
akordeon, keman ve ud uğurlu çalgısı olan rakının, uğurlu cl'si 70'dir.
Rakı yalnız başına içilen bir içki değil, meze ile birlikte yavaş (sindire sindire) içilen bir içkidir.
Mide ve beyne belirli bir etki yaptıktan sonra insan keyiflenir ve güzel sohbetlere yönelir.
Yani hem anlatır hem dinler...
Böylece rakı sofrası en az iki kişinin katıldığı toplu bir eylem,
karşılıklı konuşmalara dayandığı için demokratik bir forum,
evrensel ve kişisel sorunların ortaya getirildiği, fikir alıp verilen,
insanın kendisi ile yüksek sesle düşünerek hesaplaştığı bir tür psikolojik grup terapisi olmaktadır.

Unutulmamalıdı r ki rakı sofrası saygın bir cemiyettir.. .
Buraya katılan hem bu meclise kabul edildiği için saygı gören bir kişiliğe sahip demektir
hem de diğerlerine karşı aynı saygıyı göstermek zorundadır.
Herhangi bir marka rakı içilirken başka bir markayı övmemek önemlidir,
aksi yapıldığında, o an yudumlanan nimete hakarette bulunulmaktadı r, yanlıştır.

En büyük mezesi muhabbettir.
Muhabbet konusu 'Bi' kız vardı, 5 yıl sevdim, yüzüme bile bakmadı' gibi duygusal ağırlıklı olabileceği gibi,
'Bu güneş niye hep doğudan doğuyor, batıdan batıyor?' gibi yarı-felsefi konular da olabilir.

Tam yağlı koyun peynirinin üzerine kırmızı toz biberle renklendirilmiş sarımsaklı zeytinyağı süslemesi...
Turşu gibi ekşi mezelerde yine rakının kendine has tatlı nefasetini(* nefis, güzel...) dengeler,
damarlarınızı büzer, anasonla dost olur...

- NEYMİŞ?
- RAKI İÇMEK SANATTIR...

Aydın BOYSAN

05 Ocak 2008

İÇKİ İÇMESİNİ BİLENLERİN PİRİ BEKRİ MUSTAFA

İyi miyim, hoş muyum?
Dolu muyum, boş muyum?
Aydınlık mıyım, loş muyum?
Ayık mıyım, sarhoş muyum?

Aslında iyi bir hafız olmasına rağmen içkiciliği ile tanınan, ün salan biridir Bekri Mustafa. Ayyaşların piri derler ona. Yalan değil, yanlıştır. O “içki içmesini bilenlerin piridir.” Hayatının sonlarını 4. Murad devrinde yaşamış Bekri Mustafa. Alkolün, tütünün, afyonun hatta kahve içenlerin anında idam edildiği, kellerinin kesildiği devir. Bunun nedenleri vardır ve derin tarihi konulardır. (4.murad’ın içkiyi yasakladığı halde, sabah akşam içki içtiği ve içki yüzünden öldüğü aşikardır. Ayrıca içki’ye başlamasının da Bekri Mustafa sayesinde olduğunu söyleyenler olsa da, ispatlı değildir. ) Asıl olan Bekri Mustafa’nın bu devirde her gün içmesine rağmen kellesini kurtarmış olmasıdır. Bunun en büyük nedeninin güler yüzü ve tatlı dili olduğu söylenir. Ölüme meydan okuyarak içmesini bildiği için, ölmez şöhrete kavuşmuştur.
Sultanahmed’de doğup yaşamış Bekri Mustafa. Babası yorgancı Ahmed Ağa. Babasının durumu oldukça yerinde imiş, refah içinde geçmiş çocukluğu. Evleri küçük Ayasofya Camii’nin yanındaymış. Eğitimini de buradaki ufak medrese de almış, hatta burada küçük yaşta hafız olmuş. Daha sonra Beyazıt Medresesine devam etmiş. Çok sevdiği annesini on sekiz yaşında kaybetmiş ve çevresinin yönlendirmesi ile içkiye başlamış. Kısa zamanda Kumkapı’daki Agop meyhanesinin müdavimi olmuş, sabah akşam bu meyhaneden çıkmaz olmuş. Sabah akşam durmadan içki içen demek olan “Bekri” lakabını da burada almış içki içmesini bilenlerin piri.
4. Murad’ın Bekri Mustafa ile daha sadrazamlığı zamanında tanıştığı, çok sevdiği ve yasaklar zamanında da onu özel olarak kayırdığı söylenir.
Çevresi tarafından içkiyi bırakmaya, yoksa kellesinin gideceğine ikna edilmeye çalışılır, hatta bu nedenle küçük Ayasofya camii’ne imam olması teklif edilir, Bekri Mustafa kabul eder ve 4. Murad’da onay verir. Mesleğinin ilk günü yaşanan ve dilden dile yayılan bir hihaye vardır. Olay şöyledir.

bekri göreve başladığı ilk gün, bir cenaze camiye gelir ve üstad cenazenin başına geçer. cemaat saf tutar. bu sırada bekri cenazenin bas kısmına doğru eğilerek cenazeye bir şeyler mırıldanır. bunu gören cemaat,
"hayırdır efendim, ne dediniz merhuma" diye sorar.
bekri üstad:
öbür tarafa gittiği zaman dünyanın ahvalini sorarlarsa "bekri ayasofya'ya imam oldu, varın gerisini siz düşünün" dersiniz demiş.

4. Murad’la yaşadığı meşhur hikaye’yi de yazmadan geçmek olmaz.
IV. Murat koyduğu yasaklara uyulup uyulmadığını bizzat kendisi kontrol etmeye meraklı bir padişah olduğu için yine bir gün kıyafet değiştirerek bir sandala biner. Amacı sahil şeridinde içki içilip içilmediğini kontrol etmektir. IV. Murat'ı tanımayan sandalcı arada bir cebinden bir şişe çıkartıp yudumlamaya başlayınca padişah sorar :
- "Nedir o içtiğin ? "
Sandalcı Bekri Mustafa'nın ta kendisidir; kendini kolay ele vermez.
- "Kuvvet şurubu" der. "Ben bundan iki yudum çekince kendimi aslan gibi hissediyorum. Kürek çekmek vız geliyor".
Padişah tadına bakmak isteyince, Bekri Mustafa, nasılsa denizin ortasındayız, bizi kim yakalayacak, diye düşünüp şişeyi uzatır. Padişah iki yudum alır almaz kükrer :
- "Bre zındık ! Bu şarap. Şarap içmeyi yasakladığımı bilmiyor musun ?
Bekri Mustafa şaşırır :
- "Sen kimsin ki içkiyi yasaklıyorsun ?" der.
- "Ben IV. Murat'ım !.." yanıtını alınca Bekri Mustafa küreği kaptığı gibi ayağa fırlar
- "Şimdi atarım seni denize, daha iki yudum aldın, kendini IV. Murat sanmaya başladın. İki yudum daha alsan, dünyayı ben yarattım diyeceksin".

Bir alıntıda 4. Murad’ın hayatının anlatıldığı bir TRT dizisinden, Bekri Mustafa’nın karşısındaki kişinin padişah olduğunu bilmeden yahut bilerek ( burası dizide açık bırakılmış, diyaloglara da yansımış) yaptığı konuşma.
İyi miyim, hoş muyum?
Dolu muyum, boş muyum?
Aydınlık mıyım, loş muyum?
Ayık mıyım, sarhoş muyum?

Geldi şarap, gitti kafa
Bulsa da içer, bulmasa da
Ve de Sırat Köprüsünü gözü kapalı geçer Bekri Mustafa
Berberde yenilenip geldi bizim kafa.
Uzak olsun cefa.

Ali dost, Veli dost
Uslu dost,deli dost
Bekriye tekkesine demir attı bizim post

Sırtımda derme çatma bir aba
Yasağa karşı korur mu acaba.

Ben dikerim, gönül sökülür
Anasından inci mercan dökülür
Meyhaneye vardın, aklını kurtardın
Haydi erenler, bizimle gül derenler
Armudu taşlayalım
Dibine kışlayalım
Doldurunda kadehleri
Sohbete başlayalım

Ettim, edemedim
Bir sanat tutayım dedim
Amma ve lakin ne olsam
Kayyum olsam, kandiller yutmalı
Müezzin olsam, minareye çıkmalı
Kadı olsam, hatır gönül yıkmalı
Vezir olsam, insanlıktan çıkmalı

Bakkal olsam, kaldıramam kantarı
Kasap olsam, sallayamam satırı
Nalbant olsam, nallayamam katırı
Hoca olsam, bu şarabın hatırı

En sonunda kalaycı oldum
Kalayladım kaplanı
Hep kırıldı tavaların sapları
Hiçbir işte dikiş tutturamayınca
Bari dedim olayım bir padişah.

Koşu Kanunu

Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır. O ceylan, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa ölecektir. Afrika'da ...