Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Kasım 2014

The Roots

Bazı grupları geç keşfettiğim için kendime kızıyorum. Grubu aslında bildiğimi anlayınca kızgınlığım daha da artıyor. Örneğin alttaki şarkıyı yıllardır dinlerim, muhtemelen sizde dinlediniz, en azından kulağınıza bir yerden geldi.

Bununla beraber şarkıyı sevmeme rağmen grubu araştırmamışım. Eskiden bu durumlara daha fazla kafa yorar, zaman ayırabilirdim. Artık o kadar zamanım olmuyor. Müzik dinlemek yerine TV karşısında daha fazla zaman geçirir oldum. Aslında TV’nin bana faydalarından biri olarak da yazabiliriz The Roots’u.

Jimmy Fallon daha Fox’a geçmemişken Bloomberg tv de izlemeye çalışırdım kendisini. Jimmy Fallon’a programında eşlik eden bu grup ise bana hep keyif veriyordu. Araştırdım ve karşımda çok sağlam bir grup buldum, sizlerle de paylaşmak istedim. 1987 yılında kurulmuş bir grubu yeni keşfetmemin verdiği hıyarlıkla daha iştahla saldırdım şarkılarına.

Herhalde kendilerini yazı yazacak kadar sevmemin nedeni ise şarkılarında sevdiğim birçok sound’a yer vermeleri. İyi vokal, Hip Hop, Jazz, Rock, Funk, böyle ortaya karışık gibi.

Kısacası The Roots’u benim gibi henüz keşfetmemişseniz, tavsiye ederim efenim…

09 Nisan 2009

AŞAĞIDAKİ YAZIYA NİSPETLE

Eve geldim, evde de işe devam etmek için bilgisayarımı açtım, müzik listemden karışık bir çalış emri vererek itunes'umu açtım, açtığı ilk şarkı aşağıdaki yazıya nispetle Beriut - Sunday Smile . Bu pazar ne olacak! şarkılar bana mesaj vermeye çalışıyor gibi...
Neyse çalışmaya devam, devam, devam...

07 Aralık 2007

ASIM CAN GÜNDÜZ -- AWESOME JOHN


Belkide dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gitaristlerinden biri Asım Can Gündüz. O elinde gitarı ile yaşıyor ve onu bir kez izlemeniz, onu dünyanın en büyük gitaristleri sınıfına almanıza yetecektir . Biraz Amerikalı biraz Türk’tür. En azından konuşması böyledir. Amerikalı tarafı çok küçük yaşlarda ailesinin amerkaya gitmesiyle başlamış Asım Can Gündüz’ün. New York sokaklarında birçok etnik müziğin içinde büyümüş, ilk gitarını eline aldığında yaşı onbirmiş. Biryerlerde okuduğum ve eğer birdaha karşılaşırsam kendisine mutlaka soracağım bir konu var, o da aslında dünyaya parmaklarının bitişik olarak doğduğu. Bu parmakların arasını kendisinin cam parçasıyla kesip, elini annesine gösterdikten sonra bayıldığını, ama parmaklarını ayırmayı başardığını okumuşdum. Böyle bir insanın aslında gitar çalmaya pek de elverişli olmayan el yapısına rağmen böylesine muhtaşem gitar çalmasını çok iyi açıklıyo olsa gerek. Amerika’da, yurt dışında adını Awesome John olarak duyurmuş ve öyle de biliniyor. 1980’den hemen sonra ülkemize temelli dönüş yapmış. Şuan bile vatanımıza göre oldukça enerjik ve antipatik olan bu üstad o zamanlar boy gösterdiği televizyonda özellikle amerikan ağzı ile konuşması ile oldukça tepki almış. Tepki aldığı kadar ise çaldığı gitar ve yaptığı müzik ve bazılarına sempatik gelen kişiliği sayesinde belli bir hayran kitlesinede sahip olmuş. Yıllar boyunca televizyonlarda ve radyolarda birçok önemli programa imza atmış. 1991 yılında yaptığı albüm argo kelimlere barındırdığı için yasaklanmış. Ülkemizde günümüzde bile bu konuda bir bandrol konulamadığını, yabancı dilde bütün sanatçı ve grupların albümlerine koydukları bandrolle avaz avaz küfrederek ülkemizde satış yapmalarına rağmen, kendi sanatçı ve gruplarımızın böyle bir hakkı yok. Neyse Asım Can Gündüz’e gelirsek, mutlaka canlı olarak izlenmesi gereken bir üstad olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum. Vücudunun her noktası ile dişiyle, diliyle, poposuyla, her yeri ile gitar çalabilir, neredeyse her hücresi ile gitar çalar, bitmeyen enerjisi ile sizi şok edebilir, şarkıdan şarkıya nasıl geçtiğini sizler anlamazsınız, sahnede her türlü şekle girip size garip şovlar yapabilir. Son derece doğal olarak yapar bunu.
Bünyesinde bu kadar yetenek barındırırken fazla tanınmaması kendi suçumu, değerini bilemeyen izleyicilerin mi suçu bilinmez ama şimdilerde o vaktini yazları turistleri eğledirme bahanesi ile Marmaris’de geçiriyor. Bu sıralar ise yeniden Kemancı’da sahne alıcağını duydum, mutlaka yakın zamanda imkan bulursam kendisini canlı olarak tekrar izlemek istiyorum. Birde kitap yazıyormuş, nasıl bir kitap olabilir ki bu.
www.asimcangunduz.com

05 Aralık 2007

TOKYO SKA PARADISE ORCHESTRA


TOKYO SKA PARADISE ORCHESTRA adında anlaşılacağı gibi Japon Ska orkestrası. 80’lerin başında Tokyo sokaklarında çalarak başlamışlar. 1989 yılında ise çıkardıkları albümle önce Japonyada daha sonra ise avrupa’da önemli festivallerde çalmaya başlamışlar. Monster Rock adlı şarkı, önemli listelere girmeyi başarmış. Benim bugün size verdiğim linklerden biride bu şarkıya ait. Video’da da göreceğiniz gibi, önemli festivallerde önemli kalabalılara çalmışlar. Kendi ülkelerinde ise Yokohama Arena’da 15.000 kişiyi sadece kendileri için toplayarak önemli bir başarı elde etmişler. Japon bir grubun ska yapması bana çok ilginç gelsede, çok sesli orkestrasıyla ve sahne şovlarıyla bu işin hakkını verdikleri kesin. Ben izlediğim videolarında saksafon, trompet, trombon, klavye, gitar, bas gitar, perküsyon, mızıka ve tabii ki bateri gördüm. Bu noktada ülkemizin yegane ska grubu demesekte hali hazırda ska müzik icra eden Athena grubuna da gönderme yapmak istiyorum. İzlediğim büyük festivallerde Rockİstanbul, Rock’n Coke gibi trompet ve saksafon kullanan Athena’nın müziği çok daha çekici ve güzel gelmekte idi. Ne olduğu tam bilinmez ama grubun kurucuları yani sahipleri Gökhan ve Hakan kardeşlerin grubu büyütüp, örnekte olduğu gibi bir orkestra şekline dönüştürecekleri, avrupanın önde festivallerinde kendilerine yer edinebilecekleri yerde sürekli değişen sayıları ile iki kişi olarak yola devam etmekteler. Bu japon kardeşleri izledikten sonra ve başarılarını okuduktan sonra çok daha başarılı bir sound’u olduğunu düşündüğüm Athena grubunu daha önemli yerlerde görebileceğimizi düşünüyorum.Tokyo Ska Orkestrasına gelince 1989 yılından beri başarılı birçok albüme imza atmış durumdalar. Sayıları zaman zaman değişsede şuan 10 kişi olarak yola devam etmekteler. Sahne şovlarında, özellikle solistlerinin yaptığı şovlar öne çıkmakta. Gitarını sahnede kırmaktan, hoparlörlerle sevişmeye kadar ilginç şovları var. Ülkemizde yapılan festivallere grupların daha yüksek ücret istedikleri kaçınılmaz bir gerçek. Bence organizatörlerin kaçırmaması gereken, maddi olarak da fazla zorlamıycak bir grup olabilir. Bizlerde birde canlı olarak dinleyip notumuzu tam olarak verebiliriz.

04 Aralık 2007

jimi hendrix - wild thing (monterey pop festival 1967) yanan gitar


Bugünkü görüntüler dünkü yazımlada bağlantılı. Gitarını sahnede yakan Jimi Hendrix ve o görüntüler.
Jimmt Hendrix bazılarına göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gitaristi. Bu video’da sanki bu iddiaların açıkça kanıtı gibi. Görüntülerin başında gitarını kullanışı ve çıkardığı sesler inanılmaz. Şarkı Wild Thing. Bu şarkı başkaları tarafından kaç kere yorumlandı, cover olarak kaç albümde yer aldı, kaç bar grubunun repertuarında var bilmiyorum ama hiçbirinin bu şarkıyı bu kadar etkileyici çalamadıklarından eminim. Kendinden önce sahneye çıkan Peter Townsend gitarını kırınca, daha iyisini gitarını yakarak kıran Jimi Hendrix. Günümüzde kendilerine rockstar diyen sözde rockçıları düşünüyorum. Gitar bile çalmayı bilmeyenler var aralarında. Önemli olanın saçlarını değişik yapmak, değişik giyinmek olduğunu zannedenler, kendilerini belli bir ideolojinin, markaların, imaj yaratıcılarının, tv yapımcılarının, plak şirketlerinin, gazetecilerin esiri yapmış, bağımlı sözde rockstarlar. Artık düzen bu olmuş ve çoğunluğu bu şekilde. Oysa gerçek rock müziğin bütün bu sahtelikten uzak olması gerekir.
Derin konulara girmeden Jimi Hendrix’in üstün gitar çalış yeteneğinin başlıca sebebinden bahsetmek istiyorum. Hendrix solaktır. Ama o zamanlarda solaklar için gitar pek yaygın değil. Gitarını ters tutarak çalmayı öğreniyor Hendrix, bu da ona serbest ve özgür bir şekilde gitarı vücudunun heryerinde çalma özelliğinin gelişmesine tabii ki katkıda bulunuyor. 27 yaşında ölen rockstar’lardan biridir Jimi Hendrix. Aynı festivalde ise yine 27 yaşında ölmüş olan başka bir efsane Janis Joplin’de sahne almış. Günümüzün müziğine bile yön veren kişi ve gruplarla dolu 1967 yılındaki monterey pop festival. Yanda 3 gün süren bu festivalin listesi var. Çok güçlü bir liste. 1969 yılında yapılan meşhur woodstock festivalinin öncüsü gibi.

03 Aralık 2007

CANNED HEAT

Bugünkü şarkımız Canned Heat’den. Montrey’den. Montrey bu müzik için dünyanın en önemli noktası. Jazz ve Blues festivalleri ayrı ayrı düzenleniyor ve hala devam ediyor. Kaydın alındığı tarih 1967. Artık hepimizin bildiği insanlar. Gerçek 68 kuşağı.
Şarkının belki çok bir önemi yok. Çok ahım şahım bir şarkı değil. Ama bugün bu şarkıyı seçmemin iki nedeni var. İlki festival alanında tek bir siyahın bile olmaması. Siyahların müziğini çalan beyazlar, oturarak onları izleyen beyazlar. Günün koşullarında tabbii ki imkansız bir durum siyahların orda olması. Ama onlarda orda olsaydı, bu alan nasıl olurdu diye düşündüm. Sanrım daha eğlenceli bir ortam olurdu. İkinci nedenim ise bu insanların giyim ve saç tarzları. Erkeklerin saçları için diyecek pek fazla birşeyim yok ama özellikle hanımefendilerin saçlarının mükemmel olduğunu, bu mükemmelliğinde sadelikten geldiğini düşünüyorum. Yazımı okudktan sonra bir daha izleyin ve gözlüklere, şapkalara, renklerin çokluğuna bakın. Hepsi mükemmeller.
1967 yılında yapılan bu festivalde The Who grubuda sahne almıştı. Grubun ünlü gitaristi Peter Townsend sahnede gitarını kırıyor. The Who’dan sonra sahneye çıkacak olan isim ise Jimi Hendrix. Sahnede gitarın kırıldığını gören hendrix tabii ki bunun daha iyisini yapmak istiyor ve sahnede gitarını yakıyor. Kafasının üzerinde yanan gitarı tutan fotografı o zamanlar Amerika’yı baya karıştırmış.
http://www.youtube.com/watch?v=UEOUWQ1Qm5I&feature=related

25 Kasım 2007

REBEL MOVES


Ankara da iken ODTÜ çim amfide MFÖ konserine gitmeye karar verip, konseri incelerken ilk olarak duymuşdum isimlerini. MFÖ’ nün alt grubu idiler. İsimleri bir garipti, arkadaşlarım şimdi ismini hatırlayamadığım şarkılarının Avrupa listelerinde olduğunu söylüyorlardı. Bunu duyanlarda “aaaaa onlar Türklermiymiş? “ gibi bir tepki veriyorlardı. Konsere gidemedim, nedenini hatırlamıyorum. 3 sene önce Bebek’te, Bebek Festivali yapılmaya başladı. Bebeklilere özel. Fazla reklamsız, Bebek parkında yapılan güzel bir festival. Bebekliyiz, gitmemek olmaz. Ayrıca isimlerden biri ilgimi çekiyor. İlhan Erşahin ve grubu. Gittiğimizde sahnedeler. Güzel bir topluluk var, güzel bir konser. Bir kaç şarkıdan sonra indiler sahneden ve biraz aradan sonra Rebel Moves sahneye çıktı. Aslına bakarsınız nedense biraz önyargılıyım gruba. Grubun adını ilk duyduğumdan o ana kadar geçen süre içerisinde birkaç televizyon programında kendileriyle karşılaşmış ve haz etmemiş olmam sanırım sebebi. Ama son derece iyi bir sahne ve güzel bir konser izlettiler bize. Bazı şarkılarının sözlerinin hiçbir anlamı yok, tamamen uydurma. Orada öğrenmişdim bunu, “sigur ros gibi” diye düşünmüşdüm. Ama o kadar, böyle bir konser ile unutulmuş bir gruptu benim için geçen haftaya kadar. İşim dolayısıyla Doesn’t Metter adlı şarkılarının klibi geçti elime. Çok sevdim şarkıyı, daha önce duymuşdum ama duyduğumla kalmışım. 3 gündür nerdeyse başka bir şey dinlemiyorum. Ve bu şarkının burada bana bu kadar yazı yazdırmasına şaşırıyorum.

03 Kasım 2007

metroda yalnız...


Bu akşam her zamanki Metro yolculuklarımdan birini yapmak için taksim 4. levent metrosundan aşağıya indim. Metro hazırdı, peron bomboşdu, inatla son vagona kadar yürüdüm. İçeride kimsenin olmadığının farkına oturunca vardım. MP3 Player’ım , kulağıma The Clash gönderiyodu. Should ı stay or go now. Kapı kapandı, içeride yalnızdım. Kulaklığımı çıkardım, şarkıyı bağırarak söylemeye başladım. Avazım çıktığı kadar bağırdım, bir ara ayağa kalktım dans ettim. Vagonlar Levent durağına girdiğinde yerime oturdum, kulaklığımı taktım. Iron and Wine, such great heights. İçeri girenler yüzümdeki gülümsemeyi görüp anlamsız baktılar. Onlar biraz önce olanları görmediler, duymadılar, yanlızlığın zevkini bilemediler...

22 Ekim 2007

SİGUR ROS



Müzik başlar ve sadece boş bakarsınız. Aklınıza birçok şey gelir. Ama aslında onlar hiçbir şeydir. Müziğe kendiniz verdiğiniz zaman, bir nevi hipnotize olmuşsunuzdur. Aslında o anda kararlar alırsınız, müzik sizi gerçekte olmayı istediğiniz yere götürür. Sözleri anlamazsınız, zaten çoğu sözlerinin bir anlamı yoktur, ama dünyanın en güçlü müzik aletidir ya insan sesi, o sözler sizin düşündüklerinizi söyler, müzik sizi buna iter. Bu düşünceler sizin başarınız ve hayata bağlılığınız da olabilir, ölümde olabilir ve aslında bu grubu gözleri kapalı dinlemek bence çok tehlikelidir.




Ekşi sözlük’te uzunbinik nikli arkadaşın yazısı aşağıda. Bu yazıyı buraya koymak istedim, çünkü beytepe gurur duyduğum okulum, bahsi geçen otobüse defalarca bindim, o manzara benimde sigur ros sarkılarıma fon olmuşdu.

akşam ayazında beytepe namlı bozkır köyünden içi tıka basa dolu bir şekilde ayrılan öğrenci otobüsündesinizdir. donmuş ellerinizle o soğuk boruya tutunmaya çalışırken başınız otobüsün fren-gaz ikilisi eşliğinde bir o yana bir bu yana serbest salınıma geçer. dalmış gözlerle camdan dışarı baktığınızda gözünüze sadece çoktan batmış güneşin ufka bıraktığı o kızıllık ve birbirinden çatık suratlı binaların donuk florasan ışıkları takılır. sonra kulaklığınızdan hafif hafif sigur ros akar beyninize... o kara kuru-soğuk donuk görüntü müthiş bir fon olur şarkılara, sonra sonra sevmeye bile başlarsınız o sevimsiz görüntüyü. böyle sihirli bir müziktir işte sigur ros'unki.
Aynen katılıyorum...

25 Ağustos 2007

26 MAYIS 1993 GUN'S ROSES


Çalan şarkılar size bazen geçmişi, anılarınızı hatırlatır. Onlardan birini yaşıyorum rasgele sıraladığım mp3’ler bilgisayarımda çalarken. Önce Gun’s Roses çaldı- I used to loved her. Daha sonra Soul Asylum-Runaway Train. Bana hatırlattıkları şey ise bir konser. Hem de eski bir konser. Sene 1993. Ahmet San’a saygılar. Türkiye’de stadyum konserleri kavramı oluşmuş. İnönü stadı bu göreve sanki dünden hazır. Stadyum konserlerinin ikincisi yapılacak 26 Mayıs 1993 günü, Gun’s Roses konseri. Use Your İllisions turnesi dahilinde olan bir konser, yani Gun’s Roses’ın tam güç meydanlarda olduğu zamanlar. Şuan nerdeyse her hafta sonu yapılan festivaller, konserler düşünüldüğünde o zamanlar için gayet acemiyiz tabi. Sene 1993 yani bendeniz 15 yaşımda oluyorum.
Anneme aylarca konsere gitmek için yalvardığımı hatırlıyorum, 15 yaşında bir erkek evladı olarak izni nasıl kopardığımı, hatta konsere kiminle gittiğimi, yanımda kimin olduğunu şuan da hatırlamıyorum. Queen dinleyerek büyüyen biri olarak o yaşımda Brain May’i alt grup olarak izleyeceğim için gerçekten çok heyecanlı olduğumu hatırlıyorum. Diğer bir alt grubunda Soul Asylum olduğu yazıyordu bilette. Grup hakkında hiçbir fikrim yoktu o zamanlar. İnternetim yoktu J pek araştırma yapamadım. Zaten çıkmadı sahneye Soul Asylum. Daha sonraları şuan da hala dinlediğim Runaway Train şarkılarını dinleyince içimde hala bi uhde olarak kalmışdır, keşke çıksalardı da bilmeden de izleyebilseydik diye.
15 yaşında bir çocuk olarak konser için dışarıda beklerken- ki o yıllara genelde Metin Ali Feyyaz’ı izlemek için beklerdim o stada J - konseri düzenleyen adamcağıza, yani Ahmet San’a o zaman ki benden büyük sayın rock’çı ağabeylerimin neden İbne Ahmet San diye bağırdıklarını hiç çözemedim J. Sanki evde ne güzel oturuyorduk, getirme böyle pislikleri de zamanımızı buralarda harcamayalım mı demek istiyorlardı, anlayamadım hiçbir zaman.
Gerçekten böyle organizasyonlara yabancı bir topluluk olarak ordayken, itiş kakış küfürler içinde o konser alanına girebilmeyi başarı olarak görüyorum.
Ama içerisi bambaşkaydı. Girdiğimde ilk düşündüğümün yine futbol ile alakalı olduğunu hatırlıyorum. Tribündeki herkesi tek tek yüzlerini görebiliyordum. Buda maçlarda futbolculara küfreden seyircileri futbolcuların direk görmesi demekti. Nedense o yaş da bu çok garibime gitmişdi.
Konser alanında ise her şey çok farklıydı. Herkes sanki arkadaşım gibiydi J Konserin baslamasını yerde oturarak beklediğimi hatırlıyorum . Beklerken sürekli AC//DC çaldığını hoparlörlerden hatırlıyorum. She’s got the Jack şarkısıda bana hep bu anı hatırlatır.
Brain May sahneye kafasında fes ile çıkmışdı. Sevmemişdim bunu ama en öndeydim. Onu birkaç metre uzaktan görüyordum, gitar çalışını izliyodum. Bu çok şey demekti, tarif edilemezdi, ki birazdan aynı yerden Slash’in gitar çalışını izleycektim.
Brain May sonrası bir 2 saatlik gecikme ve protesto ile gecmişdi. Axl’ın bir çığlığı ise hepsini silmişdi. Konser anından pek bir şey hatırlamıyorum aslında. Axl’ın o gece çok asabi olduğunu hatırlıyorum, bu çok yazılıp çizildi zaten. Konseri iki kere maytap atılması sebebiyle kestiğini hatırlıyorum. Başkada bişi hatırlamıyorum şuanJ Ama ordaydım işde. Birçok yaşıtım evde iken ben ordaydım.

Anne seni seviyorum J .

Koşu Kanunu

Afrika'da her sabah bir ceylan uyanır. O ceylan, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa ölecektir. Afrika'da ...